~~~~ Tüm diziler burada (LOST, Heroes, 24, vb)~~~~

17 Eylül 2007 Pazartesi

BOZULMUŞ GLUKOZ TOLERANSI (YÜKLEME) TESTİ

YÜKLEME TESTİ (BOZULMUŞ GLUKOZ TOLERANSI)

Normal Glukoz Değerleri

Açlık (8-12 saat açlıktan sonra) kan glukoz konsantrasyonu: 70 - 110 mg/dl.

Tokluk (yemekten sonra 2. saat) kan glukoz konsantrasyonu: 70 – 140 mg/dl.

Bozulmuş Açlık Glisemisi

Açlık Kan Glukoz konsantrasyonu :111 -126 mg/dl.

OGTT Yapılmasını Gerektiren Durumlar:

  • Gestasyonel Diabetus Mellitus (GDM) tanısı için
  • Bozulmuş Açlık Glisemisi durumunda
  • Açıklanamayan nefropati, nöropati, retinopati durumları ile birlikte rasgele ölçülen glukoz konsantrasyonu 140 mg/dl’nin altında olan durumlarda
  • Epidemiyolojik bilgiler için populasyon taraması.

Normal Erişkinlerde OGTT Uygulaması

  • Hastalara teste başlamadan 3 gün öncesinden en az 150 gr/gün karbonhidrat içeren normal bir beslenme uygulanır.
  • Hastaların hiçbir fiziksel aktivitesi kısıtlanmaz. Fiziksel aktivite pankreastan insülin salınımını uyarır.
  • Test sadece ayaktan hastalara uygulanır. Yatak istirahatı OGTT’yi bozar.
  • Test 8-12 saat açlıktan sonra yapılır.
  • Teste sabah başlanır. Bazal plazma insülini sabah, günün ilerleyen saatlerinden daha yüksek ve insülinin glukoza cevabı sabah daha yüksek, gece yarısı ise en düşüktür. Glukoz Tolerans Testi öğleden sonra yapılırsa yüksek glukoz değerleri elde edilir.
  • Test süresince hasta oturur durumda bulunur.
  • Test süresince hasta herhangi bir şey yiyip içmez.
  • Test süresince hasta sadece su içebilir.
  • Hastalara oral verilecek glukoz miktarı;
    • Yetişkinlerde 75 gr glukoz (maksimum insülin salınımının elde edildiği glukoz dozu)
    • Çocuklarda 1,75 gr/kg glukoz ( maksimum 75 gram)
    • Gebelerde 100 gr glukoz 25 gr/ 100 ml Glukoz solusyonu hazırlanır.

Hazırlanan solüsyon hastaya, açlık kanı alındıktan sonra 5 dakika içinde içirilir. Hazırlanan glukoz solusyonuna limon suyu (askorbik asit) ilave edilmez. Limon suyu ilavesi Glukoz Oksidaz ölçüm metodunda sonuçların daha düşük çıkmasına neden olur. Glukoz solüsyonunun içirilmesinden 120 dakika sonra kan alınır ve Kan Glukoz konsantrasyonları ölçülür

Erişkinlerde OGTT Sonuçlarının Değerlendirilmesi

Erişkinlerde Normal OGTT Değerleri:

Açlık Kan Glukoz konsantrasyonu 70-100 mg/dl .

120. dakikada Kan Glukoz konsantrasyonu 140 mg/dl’nin altında olmalıdır.

Erişkinlerde Bozulmuş Açlık Glisemisi:

Açlık Kan Glukoz konsantrasyonu 100 -126 mg/ ‘Bozulmuş Açlık Glisemisi olarak kabul edilir.

Erişkinlerde Bozulmuş Glukoz Toleransı

OGTT’ nin 2. saat'indeki Kan Glukoz konsantrasyonu 140-199 mg/ dl arasında ise Bozulmuş Glukoz Toleransı olarak kabul edilir.

Diabetes Mellitus Tanısı

Açlık Kan Glukoz konsantrasyonu 126 mg/dl’ye eşit ya da üzerinde ise,

Rasgele ölçülen Kan Glukoz konsantrasyonu 200 mg/dl’ye eşit ya da üzerinde ise,

OGTT’ nin 120. dk’da alınan Kan Glukoz ≥ 200 mg/dl ise

hasta Diabetus Mellitus tanısı alır.

Gestasyonel Diabet Tanısı için Gebelerde OGTT Uygulaması

Gebeliğin 24-28. haftasında uygulanmaktadır.

Günün herhangi bir zamanında 50 gr oral glukoz verilir.

1. saat’deki kan glukoz konsantrasyonu 140 mg/dl ise OGTT uygulanır.

Ertesi sabah 8-12 saat açlıktan sonra açlık kanı alınır.

100 gr oral glukoz verilir.

Birer saat arayla 3 defa kan alınır.

Gestasyonel Diabet Tanısı için Gebelerde OGTT Değerlendirilmesi

Gebelerde Normal OGTT değerleri

Açlık Kan Glukoz konsantrasyonu 105 mg/dl

1. saat Kan Glukoz konsantrasyonu 180 mg/ dl

2. saat Kan Glukoz konsantrasyonu 155 mg/ dl

3. saat Kan Glukoz konsantrasyonu 145 mg/ dl

Gestasyonel Diabet tanısı için glukoz konsantrasyonlarından en az ikisinin bu değerlerin üstünde olması gerekir.

GESTASYONEL (GEBELİĞE BAĞLI) DİYABET

GESTASYONEL (gebeliğe bağlı) DİYABET

Tanım: Daha önceden diyabeti olmayan bir gebede ikinci trimester ve sonrasındaki bir zamanda diyabet ortaya çıkmasına gestasyonel diyabet adı verilir.

Gestasyonel diyabet kimlerde görülür?

Gestasyonel diyabet tüm gebelerin yaklaşık %5'inde ortaya çıkar. Gebelikle beraber görülen şeker hastalıklarının %90'ı gestasyonel diyabet özelliklerini taşır.

Gestasyonel diyabet gelişme riskinin yüksek olduğu gebeler:

· Daha önce ölü doğum yapmış, anomalili bebek doğurmuş, iri bebek (4000 gram üzerinde) doğurmuş; birden fazla sayıda düşük yapmış olan,

· Önceki gebeliğinde gestasyonel diyabet geçirmiş olan,

· Gebelik öncesi kilosu normalden fazla olan,

· Yaşı ileri olan (35 yaş ve üzeri);

· Birinci derece akrabalarından birinde diyabet olan;

· Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu ya da mantar enfeksiyonu olan anne adaylarında mevcut gebelikte gestasyonel diyabet gelişme riski artar.

· Mevcut gebeliğinde bebeği gebelik haftasına göre daha iri olan;

· Gebelik esnasında fazla kilo alışı preeklampsiye bağlı olmayan;

· Nedeni açıklanamayan polihidramnios (amnios sıvısının artması) saptanan;

· Bebeği beklenmedik bir şekilde ölen;

· İdrarda glikoz çıkışı saptanan ya da diyabet belirtileri gösteren (çok yemek yeme ve su içme, bol idrar yapma gibi) gebelerde de gestasyonel diyabet mevcut olabilir ya da gebeliğin kalan kısmında gelişebilir.

Gestasyonel diyabet tanısı nasıl konur?

Gestasyonel diyabet tanısı konan gebelerin yarısında yukarıda bahsedilen risk faktörlerinden hiçbiri bulunmaz. Bu nedenle hiç bir şikayeti olmasa bile tüm gebeler 24.-28. gebelik haftalarında şeker hastalığı tarama testine tabi tutulurlar. 50 gr saf glikoz içilmesinden bir saat sonra tokluk kan şekeri ölçülür. Testte bozukluk çıkması mutlaka diyabet olduğunu göstermez. Oral glikoz tolerans testi (şeker yükleme testi) (OGTT) uygulanarak kesin tanı konur.

Gestasyonel diyabetin yarattığı tehlikeler nelerdir?

Gestasyonel diyabet tanısı konduktan sonra tedavi ya diyetle ya da insülin kullanılarak yapılır. Tablet şeklindeki şeker düşürücü ilaçlar gebelikte kullanılmazlar. Özellikle insülinle tedavisi gereken gestasyonel diyabetli hastalarda istenmeyen durumların ortaya çıkma riski yanlızca diyetle kontrol altına alınabilen gestasyonel diyabete göre belirgin şekilde yüksektir. Ancak diyetle kontrol altına alınan gebelerin %10'luk bir kısmında antenatal kontrollerin birinde diyete uyamama ya da diyetin yetersiz gelmesi nedeniyle insülin tedavisi başlamak gerekebilir.

Anne adayı için varolan tehlikeler:

Tip I diyabetin aksine ketoasidoz ("şeker koması") daha az görülür. Uygun bir şekilde kontrol altına alınmazsa piyelonefrit (böbrek enfeksiyonu) gibi ciddi enfeksiyonların ortaya çıkma olasılığı artar. Dirençli vajinal kandidiyazis (mantar) gelişebilir.

Bebek için varolan tehlikeler:

Kan şekerinin yüksek seyretmesi gebeliğin tüm dönemlerinde bebeğin anne karnında aniden ölme riskini artırır. Kan şekeri yüksekliği kontrol altına alınamayan gestasyonel diyabet bebeğin normalden iri olmasına, amnios sıvısının artmasına neden olabilir.

Bebek doğduktan sonra da özellikle doğum eyleminin hemen öncesinde ya da doğum eylemi esnasında kan şekeri yüksek seyreden annelerin bebeklerinde başta hipoglisemi (kan şekeri düşmesi), hipokalsemi (kalsiyum düşüklüğü) ve hiperbilirubinemi (bilirubin yüksekliği) olmak üzere ciddi yenidoğan problemleri ortaya çıkabilir.

Bu nedenle gestasyonel diyabeti olan anne adayı tanı konduktan sonra tüm gebelik boyunca sıkı bir takipte tutulur, normal gebelikten daha fazla sayıda kontrole çağırılır ve daha fazla sayıda tetkik yapılır.

Anne adayının bebek hareketlerine duyarlı olması gerekir. Her bebeğin kendine özgü hareket etme alışkanlığı vardır. Anne adayı bebeğinin az oynamaya başladığını fark ettiğinde bu durumu hemen doktoruna haber vermelidir. Gestasyonel diyabeti olan ve insülin kullanan anne adayı belli bir gebelik haftasından sonra (genellikle 38. hafta) hastaneye yatırılarak izlenir. Bu aşamada kan şekerleri düzenli olarak kontrol edilmeye devam edilir ve gerekirse tekrar insülin doz ayarlaması yapılır. Gebeliğin sonuna doğru doğum şekli hakkında karar verilir. İnsülin kullanan gestasyonel diyabetli annelerde doğumun hemen sonrasında insülin ihtiyacı azaldığından insülin dozları tekrar ayarlanır.

DİYABET NEDİR?

Tanım:

Diyabet (şeker hastalığı), pankreas adı verilen organ içinde, insülin salgılayan beta hücrelerinin herhangi bir nedenle sayısında ya da işlevlerinde (fonksiyonlarında) azalma sonucu gelişen kan şekeri yüksekliğinin söz konusu olduğu bir hastalıktır.

Bölgelere göre değişmekle birlikte ülkemizde ortalama %7 oranında diyabetli bulunmaktadır.

Diyabetin sınıflaması en son kabul edilen şekle göre;

  • Tip 1 diyabet,
  • Tip 2 diyabet,
  • Gebelik (Gestasyonel) diyabeti,
  • Diğer sebeplere bağlı (ilaç kullanımına, hormonal bozukluklara, v.b) olarak belirlenmiştir.


Tip 1 Diyabet: Vücudumuzun enerji ihtiyacı yiyeceklerimizdeki temel besin öğeleri karbonhidrat, protein ve yağlardan sağlanır. Emilebilmek için en küçük besin öğelerine ayrılan bu besin öğelerinin en önemlisi ‘glikoz’ adı verilen basit şekerdir. Glikoz, başta beyin olmak üzere vücudun tüm organlarının önemli enerji kaynağıdır. Hücreler ihtiyacı olan glikozu pankreastan salgılanan insülin hormonu yardımıyla kullanır, glikoz hücrelere enerji vermek amacıyla insülin sayesinde giriş yapabilirler. İnsülin olarak bilinen bu hormon vücutta yapılamaz ise glikoz enerji olarak kullanılamayacaktır. İnsülin hormonunun mutlak eksikliğine bağlı olarak meydana gelen klinik tabloya Tip 1 diyabet denir. Her yaşta görülebildiği gibi, sıklıkla çocukluk ve gençlik yaşlarında başlar. Ülkemizde diyabetli hastaların %10’u bu tip şeker hastasıdır. Tip 1 diyabet, bağışık sisteminin herhangi bir nedenle (virüs, ilaç, aşılanma, fizik veya psişik stres v.b) normalden sapması sonucu insülin yapımını üstlenen pankreas beta hücrelerinin tahribi sonucu gelişir. Bu tahribat %80’in üzerine ulaştığında hastalık belirtileri ortaya çıkmaya başlar.

Tip 1 diyabetin belirtileri; bulantı, kusma, yorgunluk, karın ağrısı, derin solunum, nefesinde aseton kokusu, dalgınlık, kilo kaybı, sık idrara gitme (özellikle geceleri), ağız kuruluğu, çok su içme, ciltte kuruluktur.

Tip 1 diyabetin tedavisinde değişmez kurallar eğitim, dengeli beslenme düzeni, egzersiz ve insülin tedavisidir. Bu tip şeker hastalığında insülin kullanmak bir zorunluluktur.


Tip 2 Diyabet: Genellikle 40 yaşın üzerindeki kişilerde görülen diyabet tipi olup başlangıç döneminde pankreas yeterli miktarda insülin salgıladığı halde salgılanan insülinin hücreler tarafından kullanılamaması söz konusudur. Hastalığın ilerleyen dönemlerinde pankreastan insülin salgılanması yetersiz hale gelir. Bu tip diyabette uzun yıllar klinik olarak bir belirti görülmeyebilir. Araya giren bir enfeksiyon, stres, ameliyat, gebelik veya fazla kilo alınması diyabeti klinik olarak ortaya çıkarabilir. Ailesinde diyabetli olanlar, şişman kişiler, 4 kg’dan daha ağır bebek doğuran kadınlarda Tip 2 diyabet görülme riski daha fazladır.


Tip 2 diyabetin belirtilerinin başında aşırı idrara çıkma ve çok su içme gelir. Bu gruptaki diyabetliler iştahlarının iyi olmasına rağmen kilo kaybından, halsizlikten yakınabilirler. Kimi durumlarda görme bozuklukları, cilt yaralarının geç iyileşmesi, ciltte kuruluk, kaşıntı, sık sık enfeksiyon gelişmesi (özellikle idrar yolu enfeksiyonu) ellerde ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma, kadınlarda vajinal akıntı, kaşıntı yakınmaları gelişebilir. Derin solunum, soluğun aseton kokması, dilde kuruluk, uyku hali bu tip diyabette de (Tip 2 diyabette de) komanın belirtileri olup hemen hastaneye başvurmayı gerektirir.

Tip 2 diyabet tedavisinin esasları ise yine beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi, egzersiz ve diyabet eğitiminden oluşur. Eğer bu tedavi planı ile kan şekeri düzeyleri normal sınırlar içinde tutulamazsa ağızdan hap olarak alınan ilaçlar tedaviye eklenir. Ancak bazı hastalarda kan şekeri düzeyini normal sınırlar içinde tutabilmek için geçici veya kalıcı süreyle insülin tedavisine ihtiyaç duyulabilir. İnsülin tedavisinin kalıcı süre ile uygulanması zorunluluğu hastanın pankreasındaki hücrelerin yeterli miktarda insülin üretememesine bağlıdır.

Diyabet eğitimi, diyabetlinin ve yakınlarının diyabete, bulgularına beslenme, egzersiz, ilaç ve/veya insülin tedavisine, kısa dönemde ve uzun dönemde diyabete bağlı gelişen komplikasyonlara, kendi kendini takip ve kan şekerini ölçmeye ait bilgileri öğrenmesini ve günlük yaşamda uygulamasını içermektedir. Kısacası, diyabet eğitimi diyabet tedavisinin olmazsa olmazıdır. Diyabette beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesinin amacı diyabetli bireyin hayatı boyunca uyum gösterebileceği en ideal beslenme programını oluşturarak kan şekeri düzeylerinin normal sınırlar içinde tutmak, ideal vücut ağırlığını sağlamak ve korumaktır.

Egzersizde dikkat edilecek en önemli husus ise kişiye uygun aktivite tipi programının diyabetlinin hekimi ile birlikte komplikasyonları da göz önünde bulundurularak oluşturulmasıdır.

AİLESİNDE DİYABET OLANLAR

Obezite, yani şişmanlık Tip 2 diyabette sık görülmektedir. Bunun en önemli nedeni obezitede diyabetin oluşmasında rol oynayan insulin direncinin artmasıdır. Böylece aşırı insulin salgılanması meydana gelecek ve kandaki aşırı insulin şeker metabolizmasını olumsuz etkileyerek genetik yatkınlığı olan kişilerde diyabetin ortaya çıkmasına neden olacaktır. Ayrıca aşırı insulin yağ metabolizmasını da etkileyerek kan yağlarının, özellikle trigliseridlerin yükselmesine, HDL kolesterolün düşmesine yol açacaktır. Bu nedenle genetik yatkınlığı olan, yani ailesinde diyabet olan kişilerin kilolarına çok dikkat etmeleri gerekmektedir. Diyabet ile birlikte sıklıkla obezite, hipertansiyon, kan yağları yüksekliği ve koroner damar hastalığı görülmektedir ki bu tabloya metabolik sendrom denmektedir.

Kimlerde daha fazla görülür?

Ailesinde diyabet olanlar, şişman kişiler, 4 kilodan daha ağır bebek doğuran kadınlar ve aşırı stres altında yaşayan insanlarda diyabet görülme riski daha yüksektir.

Kimler Diyabete daha yakındır?

· Ailesinde diyabet hastalığı olanlar

· Şişman ve kilo fazlalığı olanlar

· Hareketsiz yaşantı sürenler

· Gebeliği sırasında kan şekeri yükselmesi olanlar

· Yüksek tansiyonlu hastalar

· Kan şekerini yükselten ilaç kullananlar

Ailesinde diyabet bulunan kimselerde şişmanlık önlenmesi gereken bir durumdur. Diyabete meyilli olanlarda yağ birikimi belde ve mide bölgelerindedir. Yani bunlarda bel çevresi kalça çevresinden büyüktür (elma tipi şişmanlık). Beli nispeten ince, kalçası büyük şişmanlarda (armut tipi şişmanlık) diyabet ihtimali azdır.

Diyabet geliştirme riski yüksek olan kadınlar, yani ailesinde diyabet öyküsü olanlar, özgeçmişinde nedeni bilinmeyen ölü doğum, 4000 gram üzerinde veya konjenital anomalili bebek doğumlarına rastlananlardan ilk görüşmede açlık kan şekeri istenmeli, gereğinde ileri tetkiklere geçilmelidir. Bütün gebe kadınlar ise 24-28. gebelik haftalarında diyabet açısından taranmalıdır.

Tip 1 diyabet : En yüksek görülme dönemi ergenlik çağındadır. Diyabet vakalarının %10'u tip 1 diyabettir. Tip 1 diyabetin gerçek nedeni tam olarak açıklanmamıştır. Ancak bazı risk faktörleri vardır. Bunlar:

  1. Ailesinde başka tip 1 diyabet hastası olması (tip 1 diyabetin kalıtsal geçişi tip 2 diyabetten daha seyrektir.)
  2. Pankreasa zarar veren virüsler,
  3. Vücudun kendini savunma sisteminde baş gösteren ve vücuttaki insülin yapan hücrelerin tahribiyle sonuçlanan bir sorun olarak sıralanabilir. Tip 1 diyabet hastalarında insülin salımı çok az ya da hiç yoktur. Bu yüzden tedavilerde cilt altından insülin yapılır. Buna ek olarak diyabet eğitimi ve egzersiz tedaviye eklenir.

Tip 1 diyabetin belirtileri:

1. Poliüri (sık idrara çıkmak)
2. Polidipsi (çok su içme)
3. Polifaji (çok yemek yeme)

Hiperglisemi ile birlikte ani gelişen ketoasit meydana gelmesi (nefeste aseton kokusu) tedaviye bir an evvel başlanmazsa diyabet koması olabilir.

Tip 1 diyabetin tedavisi diyet, egzersiz, insülin ve eğitim ile olur.

Tip 2 diyabet :

Erişkinlerde görülen diyabettir. Pankreas insülin üretir fakat vücut bunu gerektiği gibi kullanamaz. Daha çok 40 yaş üzeri kişilerde ortaya çıkar. Belirtileri :

  1. Poliüri (sık idrara çıkma)
  2. Polidipsi (çok su içme)
  3. Polifaji (çok yemek yeme)
  4. Kilo kaybı
  5. Plazma kan glukoz düzeyinin yükselmesi (aç karnına 126 mg'dan büyük ya da eşit olması)

Bunların dışındaki diğer belirtiler:

  1. Yorgunluk
  2. Vücuttaki yaraların geç iyileşmesi
  3. Kuru ve kaşıntılı cilt
  4. Sık geçirilen enfeksiyonlar
  5. Bulanık görme
  6. Cinsel sorunlar
  7. Ellerde ve ayaklarda uyuşma
  8. Karıncalanma
  9. Ağız kuruluğu

Tip 2 diyabetin nedeni tip 1 diyabette olduğu gibi tam bilinmemektedir. Fakat bazı risk gruplarında görülme olasılığı daha yüksektir. Bunlar:

  1. Yaşı 40 ve üzeri olanlar
  2. Şişmanlar
  3. Ailede başka diyabet hastalığı bulunanlar
  4. Gebelik sırasında diyabet gelişen 4,5 kg. Daha ağır bebek doğuranlar
  5. Bir hastalığın veya yaralanmanın stresini yaşayanlar
  6. Stresli bir hayatı olanlar
  7. Beslenme alışkanlığı bozuk olanlar

Bu risk faktörlerinden en az iki tanesi varsa mutlaka diyabet taraması yapılmalıdır. Tip 2 diyabetin tedavisi diyet, egzersiz, eğitim ve gerekiyorsa oral olarak antidiyabetik ilaçlar veya insülin ile yapılmaktadır. Bu hastalığın tedavisi ömür boyu devam etmektedir. Bu sebeple tedavi endokrinoloji, diyabet ve metabolizma uzmanı ve diyetisyen ve diyabet hemşiresi tarafından planlanması hastalık komplikasyonlarının önlenmesi açısından çok önemlidir.

ŞİŞMANLAMA, DİYABETTEN KORUN


Türkiye'de 5 milyon kişide görülen diyabetin büyük hızla yayılmasında, bol yağlı ve şekerli hazır gıda tüketiminin artması, fiziksel aktivitenin azalması rol oynuyor Adı "şeker" olarak bilinse de diyabet, tüm dünyada en yaygın görülen hastalıklar arasında bulunuyor, ilk 4 ölüm nedeni arasında sayılıyor. Yol açtığı sorunlar, hem yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor hem de önemli bir ekonomik yük getiriyor. Sonucu ölümcül olabilen başka yan hastalıklara davetiye çıkarıyor.
Tüm bu nedenlerle diyabet, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından birinci derecede mücadele edilmesi gereken hastalık olarak kabul ediliyor. Bu yıl Şeker Bayramı'na denk gelen '14 Kasım Diyabet Günü'nün sloganı, "Obeziteyle savaş diyabetten korun". Obezitenin hızla yayılmasıyla birlikte diyabetli sayısında da beklenenden öte artış gözleniyor. WHO ve Dünya Diyabet Federasyonu (WDF), çocukluktan itibaren şişmanlıkla savaşmaya çağırıyor. Sinsi hastalık Türk Diyabet Cemiyeti ve Obezite Araştırma Derneği Başkanı Prof. Dr. Nazif Bağrıaçık, diyabetin nasıl ortaya çıktığı, kimlerin risk altında olduğu, hastalığın neden arttığı konusunda sorularımızı yanıtladı... Diyabet nasıl bir hastalık? İnsülin azlığı, etkisizliği veya yokluğuyla ortaya çıkan, kan şekerinin yükselmesi, idrarda şeker çıkmasıyla karakterize, kronik, sinsi, bazen ani başlayan geç kalınırsa dönüşümsüz, yaşam boyu süren ve yaşam kalitesini bozan, sosyoekonomik yönden maliyeti yüksek ve sürekli eğitim gerektiren bir hastalık. Belirtileri neler? Nasıl ortaya çıkıyor? Ani kilo kaybı, anormal ağız kuruluğu ve su içme, sık idrara çıkma, halsizlik ve aşırı yorgunluk, sürekli açlık hissi, görme keskinliğinde azalma, bulanık görme, tekrarlayan enfeksiyonlar belirtilerdir. Tip2 diyabet çok sinsi gider. Stres tetikliyor Tip1 ve Tip2'nin farkları neler? Tip1 diyabetin yüzde 20'sini oluşturur, 0 - 30 yaş arasında başlar. Çocuk yaşından başlayan, araya giren bir faktörle ani ortaya çıkan ateşli hastalık, stres, okul sınavları, travma, beslenme bozukluğuyla kendini gösterir. Çocuk zayıflar, iştahsız, devamlı su içme ve idrara çıkma, gece yatağını ıslatmayla ailesinin dikkatini çeker ve doktora götürülür. Kanlarında insülin ya azdır veya hiç yoktur. Tip2 ise 40 yaşından sonra ortaya çıkar. Bu tipte çevre faktörleri stres, ağır enfeksiyonlar, travmalar, şişmanlık tetikleyici rol oynar. İyi beslenmelerine rağmen halsizlik, yorgunluk, kol ve bacak ağrıları, uyuşma - karıncalaşma, gece gelen kramplar, vücudun çeşitli bölgelerinde kaşıntılar, diş eti hastalıkları ve dişlerin erken dökülmesi, göz bozuklukları öncü belirtileridir. Görülme sıklığı hızla artan bir hastalık... Bu artışın nedeni nedir? Öngörülenin çok üzerinde artıyor. Veriler dünyada 225 milyon, ülkemizde de 5 milyon şeker hastasının var olduğunu gösteriyor. 2025 yılında bu sayı dünyada 300, ülkemizde 8 milyona ulaşacak. Artışta etken faktörler; toplumların beslenme alışkanlıklarının değişmesi, hazır gıdaya yönelme, yağlı ve şekerli besinlerin tüketiminin artması. Buna karşın hareket, fizik aktivitenin azalması ve şişmanlığın artması ve bunların neden olduğu insülin direncidir. Fazla gebelik riski artırıyor Kimler risk altında? Ailesinde diyabet hastası olanlar, şişmanlar, gebelikleri sorunlu geçen, iri çocuk doğuran, ölü doğum ya da sık düşük yapmış kadınlar. Dengesiz beslenme, enfeksiyon, stres, ameliyat, fazla gebelik, bilinçsiz ilaç kullanımı da riski artırıyor. Şekerli gıdaları çokça tüketenlerin riski fazla mı? Diyabete yatkın kişide aşırı karbonhidrat tüketimi pankreastaki insülin yedeğini harcatır. Şeker hastaları için özel tatlı Tulumba Bisküvisi (5 kişilik) Malzemeler 120 gram un, 70 gram diyet şeker, 60 gram margarin, 3 adet yumurta akı veya sarısı, 1 ölçek kabartma tozu, 2 kaşık vanilya, limon kabuğu rendesi, 1/2 sıvı sakarin Hazırlanışı Margarin, şeker ve yumurtayla karıştırılır. Un ve kabartma tozu eklenip karıştırılır. Ardından vanilya, limon kabuğu ve sakarin eklenir. Hamur ikiye bölünür. 'S' ya da yüzük şekline getirilir. Yağlı tepsiye dizilip 200 derecede 15 - 20 dakika pişirilir. NOT: 10 gram protein, 12 gram yağ, 220 kalori içerir.

ÇİKOLATA KRİZİ, DİYABET ALARMI !!!

Sabahları acıkmıyor, öğle yemeğini hafif geçiştiriyor, uyuyuncaya kadar atıştırıp tatlı ya da çikolata krizine mi tutuluyorsunuz? Gizli şekeriniz olabilir. Hemen doktora... Diyabet henüz klasik bulgularını, yani çok su içme, sık idrara çıkma, ağız kuruluğu, kilo alma gibi belirtilerini vermeden 15 - 20 yıl süresince belirtisiz gelişebiliyor. Bu dönem 'gizli şeker' olarak adlandırılıyor. Gizli şeker aslında 20 yıl önceden kendine özgü birtakım semptomları gösterse de, b
u bulgular çoğu kez ihmal ediliyor. Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) son uyarısına göre, açlık kan şekeri 100'ün üzerinde olan herkes diyabet riski altında. Bunun anlamı ne, ne yapmak gerekiyor? Türk Diyabet Vakfı Başkanı Prof. Dr. Temel Yılmaz, gizli şekeri anlattı... Gizli şekerin seyri nasıldır? - İlk ortaya çıkan bulgu, reaktif hipoglisemi adını verdiğimiz şeker düşme ataklarıdır. En önemli özelliği; açken değil, yemek yedikten sonra hipoglisemi atakları olmasıdır. Buna tokluk hipoglisemileri adını veriyoruz. Bu kişiler sabah uyandıklarında fazla acıkmazlar, genellikle kahvaltı yapmazlar, öğle yemeğini hafif geçiştirirler, ama ilk yemeği yedikten itibaren uyuyuncaya kadar sürekli hipoglisemi atakları olur ve sürekli yemek yerler. Kan şekerinin düşüklüğü, sinirlilik, soğuk terleme, fenalık hissi, bazı kişilerde baş ağrısı, konsantrasyon bozukluğu gibi bulgular görülür. Akşama doğru tatlı krizi, çikolata isteği baş gösterir. Bir grup hastada gece uykudan uyanıp yemek yeme vardır. Kimler dikkat etmeli? - Özellikle 50 yaşın altında ortaya çıkan hipertansiyon, koroner hastalığı, enfarktüste mutlaka gizli şeker aranmalıdır. Toplumda şişmanlıkların genetik olanlar dışında, yaklaşık yüzde 80'inde reaktif hipoglisemi var. Şişmanlığın tedavisi ancak bu metabolik bozukluğu bulduktan sonra yapılıyor. Genellikle hipoglisemide temel sorun açlıktır. Herhangi bir diyet uzmanına, zayıflama merkezlerine gidildiğinde hastalara `hipokalorik' yani bir anlamda açlık diyeti veriliyor. Hasta dişini sıkıp açlık diyeti uyguluyor ama bıraktıktan sonra verdiği kilodan fazlasını alıyor. Açlığı açlıkla tedavi edemezsiniz. Gizli şeker nasıl tespit edilir? - Şeker hastalığı bulgularını verinceye kadarki 10 - 20 yıllık süreçte hep açlık kan şekeri normal düzeydedir. Toplumda yanlış bir kanı var. 'Şeker hastalığı olup olmadığını anlamak için açlık şekerini ölçtür' diye öneriyorlar. Oysa gizli şekerde hiçbir zaman açlık kan şekeriyle teşhis konulmaz. Hastanın glikoz yükleme testi yaptırması gerekir. Bu teste 75 gram glikoz içeren şekerli su verilir. Şekerli suyu içtikten sonra 5 saat kan şekeri izlenir. Ama hastalar bu teste 4 saat ayıramayabilir. Bunun için karışık diyet adını verdiğimiz 75 gramlık karbonhidrat diyeti var. 5 dilim ekmek, 2 kaşık reçel, 2 kesme şeker alınan kahvaltıdan 2 saat sonraki kan şekeri ölçülür. Hipoglisemi hayatı nasıl etkiler? Yaşam kalitesini bozar. İnsan ilişkilerini olumsuz etkiler. İş performansını bozar. Tedavi, uygun bir diyet programı, günde 6-8 öğün, sık sık ama azar azar yiyecek programıyla çözümlenir. 3 öğün düzenli yemek, yemek aralarında kepekli bisküvi, sandviç, uykudan önce de bir bardak süt, birkaç bisküvi olabilir. Diyabetle savaş mutfakta başlar Tedaviden çok önlemek için çaba gösterilmeli, okul programları ve okul içi yaşam egzersizi özendirecek bir şekilde yeninden düzenlenmeli. Bütün sınıflara sağlıklı beslenme dersi konulmalı. Ailede şeker hastası olan çocuklarda şişmanlık önlenmeli, bu anne baba sorumluluğu olarak görülmeli. Tedavide amaç, yavaş kilo vermek olmalı. Kilo almadan boy uzaması sağlanmalı, diyet, egzersiz ve yeme alışkanlıklarını içeren bir yaşam tarzı değişikliği hedeflenmeli. Çocuğun "şişman" olarak damgalanmasının önüne geçilmeli, aileler önce mutfaktan başlayarak ailenin yaşam tarzını değiştirmeli, çocuğuna şişmanlığı sürekli konu yapmaktan kaçınarak çocuklarına destek olmalı. Çocuğun gelişmesini dikkate alan dengeli diyetler uygulanmalı. Günde 15 dakika ve çocuğun sevdiği türden egzersizlerle başlanmalı, daha sonra bu süre haftada 150 dakikaya kadar çıkmalı. Rast gele ilaç kullanmamalı. Şeker hastaları için özel tatlı Armut 'Helene' 3 kişilik MALZEMELER: 135 gram armut 200 gram az yağlı süt 120 gram su Sıvı sakarin 12 gram çikolatalı puding tozu HAZIRLANIŞI: Armutlar suda yumuşayıncaya dek pişirilir, dışarı çıkarılıp suyu süzülür. Süt ve puding karıştırılarak pişirilir. Sakarin de eklendikten sonra sık sık karıştırılmak şartıyla pişmeye bırakılır. Pişen sos henüz sıcakken armutun üstüne dökülür ve servis yapılır. İçerdiği gıda unsurları: 60 kalori. Şişmanlığı önlemek için... Gün boyunca yediğiniz besinleri ve günlük aktivitenizin cinsini, süresini, derecesini kaydedin. Alışverişe yemek yedikten sonra çıkın. Hazır yiyeceklerden kaçının. Atıştırma yerine egzersiz koyun. Planlanan zamanlarda ana ve ara öğün yiyin. İkram edilen yiyeceği reddedin. Yiyecekleri gözden uzak tutun. Küçük tabak, çatal, bıçak kullanın. Tabaklara yemek koyduktan sonra servis kabını masadan kaldırın. Yemek bitince masadan kalkın. Yemeğe başlamadan önce bir bardak su için. Yutmadan önce iyice çiğneyin. Yemeğin bir kısmını tabakta bırakın. Yemek yerken başka şeyle uğraşmayın

DİYABET VE OBEZİTE

DİYABET VE OBEZİTE Diyabet; vücudun şekeri uygun şekilde kullanamamasından kaynaklanan, kandaki şeker miktarının artması olarak ta tanımlanabilmektedir. Diyabetli oranının %85-90’ı ileri yaşlarda (genellikle 40 ve üstü) sonradan ortaya çıkan TİP 2 dediğimiz diyabetlilerdir. Tip 2 diyabet oluşumunda etkenler arasında; Kalıtım, ileri yaş, hareket azlığı, kan yağı dediğimiz trigliseridin yüksek, iyi kolesterol dediğimiz HDL kolesterolün düşük seyretmesi, hamilelikte
şeker düzeylerinin yüksek seyretmesi (gestasyonel diyabet) ve kadınlarda 4 kg. üzerinde bebek doğurma dışında en önemli etkenlerden birisi de aşırı kilo (obezite) dir. İdeal kilonuzun %20 üzerinde bir kiloda olmanız TİP 2 diyabet etkeni sayılabilmektedir. Vereceğiniz 10 kg. ise diyabet riskini %50 azaltmaktadır. Günümüzde diyabet ve obezite riski artmaktadır. Dünya’da diyabetli sayısının 150milyonun üzerinde olduğu sanılmaktadır. Uluslar arası obeziteyle savaş örgütü Türk kadınlarının %24,9, erkeklerinin ise %16,5’inin obez olduğunu belirtiyor. Obezitenin en büyük etkeni ise hareketsizlik ve sağlıksız beslenmedir. Diyabet; göz, böbrek ve sinir sisteminde tahribata neden olurken, obezite; kanser, kalp krizi ve yüksek tansiyondan ölümlere neden olmaktadır. Her iki rahatsızlıkta ciddiye alınmalı, gerekli özen gösterilmelidir.

 
I heart FeedBurnerSubscribe in a readerSubscribe in a readerAdd to Google Reader or HomepageSubscribe in NewsGator OnlineSubscribe in RojoAdd ~~~~ Tüm diziler burada (LOST, Heroes, 24, vb)~~~~ to Newsburst from CNET News.comAdd to My AOLSubscribe in FeedLoungeAdd to netvibesSubscribe in BloglinesAdd to The Free DictionaryAdd to PlusmoSubscribe in NewsAlloyAdd to Excite MIXAdd to netomat HubAdd to fwickiAdd to WebwagAdd to Attensa